Home / Slide / DİSK Yönetim Kurulu Üyesi ve Sendikamız Genel Başkanı Seyit Aslan: “Birlik ve mücadele her şartta mümkündür”

DİSK Yönetim Kurulu Üyesi ve Sendikamız Genel Başkanı Seyit Aslan: “Birlik ve mücadele her şartta mümkündür”

Hükümetin aldığı “tedbirlerin” sermayeyi “neşelendirirken” işçileri yoksullaştırdığını belirten DİSK Genel Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Başkanımız Seyit Aslan, sorunların giderek ağırlaştığı korona günlerinde birlik ve mücadelenin daha yakıcı bir ihtiyaç haline geldiğini belirterek ve 1 Mayıs’ta birlikte hareketin alternatif yollarının bulunabileceğini söyleyerek Evrensel Gazetesi’nin sorularını yanıtladı.

2020 1 Mayıs’ını önceki 1 Mayıslardan çok farklı koşullarda karşılıyoruz; tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını günlerinde… Öncelikle salgın işçi sınıfını nasıl etkiledi, işyerlerindeki durum nedir, kısa bir bilgi verebilir misiniz?

Öncelikle Kovid-19’a karşı canla başla mücadele eden sağlık çalışanlarını, hayatımızın sürmesi için en zorlu koşullarda çalışmaya devam eden işçi ve emekçi kardeşlerimizi kutlamak, hayatlarını kaybedenleri anmak istiyorum. Çünkü sağlık çalışanları sayesinde ayaktayız. İlaç, sağlık malzemesi, hijyen ürünleri, gıda, temizlik başta olmak üzere her alanda üretimi işçiler sağlıyor ve bizlere ulaştırıyor. Bunun karşısında sermaye ise tüm bu yaratılan değerler üzerinde tepiniyor. Bu süreçte başta sağlık iş kolu olmak üzere işyerlerinde çalışma koşulları daha ağırlaşmış durumda. Fabrikalarda koronavirüs karşısında işçiler savunmasız. Patronlar neredeyse hiç önlem almadı. Maliyet gerekçesiyle yeterli maske ve hijyen ürünü dağıtılmıyor. Servislerde bazı önlemler alınmış gibi gözükse de çoğunlukla eski sistem devam ediyor. İşçilerin bağışıklık sistemini güçlendirecek yemekler verilmiyor. Tuvaletler ve giyinme odalarında yeterli temizlik yapılmıyor. Fiziksel mesafe korunmuyor. Özellikle gıda ve temizlik sektöründe iş yükü arttı, buna rağmen ücretlerde bir değişim yok. Bir yandan da işten atmalar sürüyor, ücretsiz izin dayatması, zorunlu yıllık izin kullandırma, kısa çalışma, denkleştirme ve telafi çalışması uygulamaları var. İşçiler çıkmaza girmiş durumda; bir yanda işsiz kalmak diğer yanda aile bireylerine virüs bulaştırmak var çünkü. İşçiler bu koşullarda çalışırken, patronlar ise en güvenli konutlarda, en hijyenik koşullarda hayatlarını sürdürüyor. Doktorları yanı başlarında, özel araçları kapılarında, en besleyici gıdalar sofralarında… Pandemi süreci iki sınıf arasındaki çelişkileri daha net görünür hale getirdi.

“SERMAYEYİ NEŞELENDİREN İŞÇİYİ YOKSULLAŞTIRIYOR”

Tüm bu yaşananların yanında hükümet salgın tedbirleri kapsamında bir yasa çıkardı ve bu yasa ‘İşten atmalar yasaklanıyor’ şeklinde sunuldu. Ancak bunun tamamen patronlara ücretsiz izin kolaylığı getirdiği görüldü. Bu yasa da dahil, salgın sürecinde hükümetin attığı adımlar işçiler için ne ifade ediyor?

Yasadan önce hükümet, koronavirüs ile mücadele kapsamında ‘Ekonomik İstikrar Kalkanı’ adı verilen 100 milyarlık bir paket açıkladı. Bu paketin sadece 2 milyarı en yoksullara biner lira olarak dağıtılıyor; 98 milyarı patronlara verildi. Yetmedi, ödeme güçlüğü çeken işletmeler için garanti fonu 25 milyardan 50 milyara çıkarıldı. SSK primleri, borç ve KDV de dahil olmak üzere vergi ödemeleri ertelendi. Telafi çalışması 2 aydan 4 aya çıkarıldı, esnek çalışma bütünüyle uygulanıyor. Patronlar için muslukları bu denli açan, yasalar çıkaran iktidarın işçi ve emekçiler için ayırdığı tek bir kuruş yok. İşsizlik Sigortası Fonu her karardan sonra daha fazla yağmalandı. İşçilerin borçları, ödenecek faturaları ertelenmedi. 3.5 milyon emekçi elektrik, 750 bin emekçi doğal gaz faturasını ödeyemiyor. Cumhurbaşkanı’nın, paketi açıklarken Hisarcıklıoğlu’na dönüp “Neşen yerinde” demesi boşa değildir. Sermayenin neşesinin yerine gelmesi, işçi ve emekçilerin yoksullaşması, işsiz kalması, daha fazla sömürülmesi anlamına gelir. Öte yandan söz konusu yasa, işten atmayı kesinlikle yasaklamıyor. Aksine patronlara tek taraflı ücretsiz izin hakkı tanıyor. Esas olarak hem ücretsiz izin yasağı, hem işten atma yasağı getirilmeliydi.

İktidar salgının başından beri, ölümüne üretimde ısrar etti. Bu ısrar, büyük çoğunluğu örgütsüz olan işçileri, daha fazla sağlıksız ve güvencesiz koşullarda çalışmaya zorluyor. Ve sonuçta özellikle son bir haftadır işyerlerindeki Kovid-19 vakalarında ciddi artış yaşanmaya başlandı DİSK-AR’ın yayımladığı son rapor işyerlerinin tablosunu ortaya koyuyor. Biliyoruz ki bu süreçte patronların ceplerinden harcadığı tek bir kuruş yok. Kâr etmeye devam ediyorlar. İktidar ise yine işçi ve emekçilerin cebine göz dikmiş durumda. Biz ise ülkenin kaymağını yiyenlerden servet vergisi alınmasını ve ihtiyacı olanlara paylaştırılmasını istiyoruz.

“İŞÇİLERİN ÇIKARINA DÜZENLEMELER YAPILMALIDIR”

Tabii sorunlar çok olunca talepler de çeşitleniyor, ancak işçi sınıfının acilen çözülmesi gereken ve buna bağlı olarak bu yıl 1 Mayıs’ta öne çıkacak talepler neler?

Koronavirüs süreci doğal olarak acil talepleri artırdı. Öncelikle işten atmalar, ücretsiz izinler, zorunlu yıllık izin kullandırma gibi uygulamalar yasaklanmalıdır. Zorunlu çalışma olmayan işletmeler pandemi sürecinde üretime ara vermeli ve işçiler ücretli izinli sayılmalı. Zorunlu çalışacak işletmeler tüm tedbirleri mutlaka almalı ve bu önlemler denetlenmeli. Üretim alanlarında, servislerde, yemekhanelerde, soyunma odalarında, dinlenme alanlarında fiziksel mesafe mutlaka uygulanmalı. Düzenli sağlık kontrolleri yapılmalı ve maske, tulum, eldiven, dezenfektan gibi koruyucu malzemeler eksik olmamalı. Yaşı ne olursa olsun risk grubunda bulunanlar, çocukları 12 yaşından küçük olanlar, kamu ve özel ayrımı yapılmadan ücretli izne çıkarılmalı. İşyerlerinde sağlıklı beslenme için hijyenik koşullarda, bağışıklık sistemini güçlendiren gıdalar verilmeli. Tüm sağlık kuruluşlarında ücretsiz sağlık hizmeti verilmeli, hiçbir koşulda para talep edilmemeli. İşsizlik Sigortası Fonu hiçbir şarta bağlanmaksızın ve sadece işçiler için kullanılmalı. İşçi ve emekçilerin elektrik, su ve doğal gaz borçlarına af getirilmeli, kapalı olan tüm sayaçlar kullanıma açılmalı. Yoksulluk sınırının altında yaşayanlara temel oranda su, doğal gaz ve elektrik ücretsiz sağlanmalı. İktidarın sermaye için açıkladığı paket ve çıkardığı yasal düzenlemeler iptal edilerek, işçilerin çıkarına yasalar yapılmalı. Kaynaklar işçi, emekçi yoksul halk kesimleri ve üretici köylüler için harcanmalı.

Bu süreçte her ne kadar doğal olarak ekonomi ve sağlıkla ilgili talepler öne çıksa da bunlarla direkt bağlantılı taleplerimiz de var: Gerçekleri yazan basın üzerindeki baskılar kalkmalı. Ayrımcı bir infaz yasası çıkarıldı, bu yasadan yararlanamayan cezaevlerindeki gazetecileri ve siyasetçileri de kapsayacak yeni bir düzenleme yapılmalıdır.

“BİRLİKTE HAREKET İHTİYACI DAHA YAKICI HALE GELDİ”

Yaptığımız haberlerde öncekinden daha sık karşılaştığımız bir durum var. Gerek üç konfederasyona bağlı sendikaların şubelerinden gerek çeşitli iş kollarında çalışan işçilerden ‘ortak mücadele’ çağrısı daha sık yapılıyor. Sizce bu çağrılar neden arttı ve bunun zemini var mı?

Tabii bu süreçte sermaye işçi ve emekçilere karşı daha örgütlü davranıyor. İktidar da buna zemin hazırlıyor. Kimi zaman, bazı sendika konfederasyonları da bu zemini güçlendirecek tutumlar içine giriyor. Örneğin geçen haftalarda Türk-İş, Hak-İş, Kamu-Sen, Memur-Sen sermaye örgütleriyle ortak bir açıklama yaptılar. İktidara övgü, İşsizlik Sigortası Fonu’nu tümden yağmaya açan istekler vardı bu açıklamada. Oysa yapılması gereken işçi ve kamu sendikaları konfederasyonları ile emek ve meslek örgütlerinin birlikte hareket etmesidir. Güç durumda olan, sömürü ve hastalıkla yüz yüze olan işçiler ve emekçilerdir. Bunun için bir araya gelmek gerekiyor. Sendika şubeleri, işyeri temsilcileri ve işçilerin saldırılara karşı birlikte hareket ihtiyacı daha yakıcı bir halde. Sorunlar giderek ağırlaşırken, birlikte hareket etmeden çözüm olamayacağı da görülüyor. Koronavirüs sürecinde daha açık hale geldi ki birlikte hareket etmeyelim deme lüksümüz yok. Yalnız sadece sürekli birlik çağrısı yapmak, ve zaman zaman yukarıda bir araya gelmek kesinlikle yeterli değil. Bunun için çalışmak, çabalamak, tabana inmek, bu süreci iyi değerlendirmek gerekiyor. 1 Mayıs da bu çabanın bir parçası olmalı, birlikte hareket etmenin vesilesi yapılmalı. İşçilere ulaşabilecek araçları çoğaltıp, işçilerin katılabileceği mekanizmalar yaratmak gerekiyor. Bu süreçte fiziksel mesafeyi de koruyarak, işçi toplantıları, işyeri temsilcileriyle görüşmeler, işyeri ziyaretleri vb. çalışmalar yürütülebilir; işyerlerine ulaşmanın daha farklı ve yaratıcı yolları bulunabilir.

“EŞ ZAMANLI, ALTERNATİF KUTLAMA BİÇİMLERİ YARATMALIYIZ”

Salgın nedeniyle bu yıl 1 Mayıs’ta alan kutlamalarının, mitinglerin yapılamayacağı öngörülüyor. Sizin alternatif bir kutlama planınız ya da somut önerileriniz var mı?

Evet, koronavirüs süreci böyle devam ederse alan kutlamaları zor gözüküyor. Alternatif araçlar ve kutlama biçimleri yaratmak önemli. Başta işçi sendikaları konfederasyonları, kamu emekçileri sendikaları ve emek örgütleri, acil talepler etrafında bir araya gelebilir ve ortak bir metne imza atabilirler. 1 Mayıs günü aynı saatte merkez, şube, temsilcilik dahil tüm sendika binalarında 1 Mayıs marşı çalınabilir, aynı anda tüm balkonlarda alkış eylemi yapılabilir. Sendikaların hazırlayacağı bildiri ya da sözlü konuşmalar haftaya yayılarak tüm işyerlerinde okunabilir. Çalışan işletmeler ve hizmet alanları için işyerinin kendi özgünlüğünde kutlamaları gerçekleştirmek mümkün. 1 Mayıs günü zorunlu alanlar (daha çok sağlık) hariç tüm işletmelerde üretim durmalı. İşletmelerin etrafında afiş, bildiri, duvar gazetesi gibi araçları kullanmaktan geri durmamak gerekiyor. Ana arterlere pankart ve bilboard afişler yapılabilir. Bunların yanı sıra sosyal medyayı etkili kullanmak çok önemli. Aydınlarımız, yazarlarımız ve akademisyenlerimiz, bilim insanlarımız, verecekleri mesajlarla 1 Mayıs’ı güçlendireceklerdir. Yine işçiler çalıştıkları yerlerde sorunlarını dile getirecek kısa videolarla gündem oluşturabilir ve yaygınlaştırabilirler.

Aynı biçimde uluslararası alanda işçi ve emekçilerin talepleri hiç bu kadar ortaklaşmamıştı. Dolayısıyla bu uluslararası dayanışmanın da vesilesi olabilir. Belki saatlerden kaynaklı tüm dünya aynı anda ortak bir etkinliğin içinde olamaz ancak büyük bölümü bunu başarabilir. Şimdiden harekete geçmekte yarar var.

“HASTALIKLI VE İŞ BİRLİKÇİ SENDİKAL ANLAYIŞ İŞÇİDEN ÇOK İŞVERENİ DÜŞÜNÜYOR”

Bu süreçte olası bir tehlike esnasında işçinin işten kaçınma hakkını kullanması için karar alan sendika yönetimleri de oldu, ‘İşçi koronavirüse yakalanırsa bunun sorumlusu işverenlerimiz olamaz’ diyen sendikacılar da… Sendikaların bu süreçteki tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hem sendika, hem konfederasyon olarak işçilerin hayatının riske girdiği anda işten kaçınma hakkının, yani üretimi durdurma hakkının olduğunu savunduk, savunuyoruz. Sağlık, gıda, enerji, temizlik gibi zorunlu işler haricinde tüm iş kollarında çalışmanın durdurulması ve işçilere ücretli izin verilmesi gerekiyor. Zorunlu işlerde de her türlü tedbir alınmalı ve çalışma koşulları iyileştirilmeli. Ancak bu taleplerimizi kabul ettiremediğimiz gibi toplu olarak işten kaçınma hakkımızı da kullanabilmiş değiliz. Bunun nedenleri var; işçi hareketindeki zayıflık, sendikalı işçilerin oranının düşük olması, sendikal hareketin parçalı yapısı… Bu süreçte DİSK olarak diğer konfederasyonlara çağrımız oldu, ancak ortak bir açıklama dışında somut bir şey çıkmadı. Türk-İş ve Hak-İş iktidar ve sermaye ile karşı karşıya gelmek istemiyor. Kovid-19 vakası olan kimi işyerleri bizzat sendikacılar tarafından gizlendi. Bu hastalıklı ve iş birlikçi sendikal anlayış için, işçiler ölebilir, hastalanabilir, yeter ki işletmelerin marka değerleri zarar görmesin! Bu anlayışın sahipleri, sırça köşklerinden çıkmadan, iktidar ve patronlar ne söylüyorsa işçilere aynısını söylüyorlar. İşçi sınıfı bir gün mutlaka bu anlayıştan hesap soracak.

“İŞÇİ SINIFI KENDİ İKTİDAR MÜCADELESİNDE İLERLEMELİ”

Evrensel aracılığıyla 1 Mayıs’a yönelik işçilere iletmek istediğiniz mesajınız ne olur?

1 Mayıs işçi sınıfının aynı gün tüm dünyada, farklı ülkelerde, farklı dillerde, din, dil, ırk, mezhep ve cinsiyet ayrımı yapmadan talepleri ve gelecek güzel günler için meydanları doldurduğu ve esas olarak sermeye sınıfına karşı mücadelesini temsil eden bir gün. Marx’ın ifadesiyle yinelersek “Dünyanın bütün işçileri, birleşin! Zincirlerinizden başka kaybedeceğiniz bir şeyiniz yok, ama kazanacağınız bir dünya var!” Bu pandemi sürecinde bir kez daha işçilerin zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyinin olmadığı görüldü. Ve şu çok açık: İşçi sınıfı kendi iktidar mücadelesinde ilerlemeden, bunu hedeflemeden hep kırıntılarla, vahşi çalışma koşulları ve pandemilerle yüz yüze kalacaktır.

RÖPORTAJI YAPAN: Fırat TURGUT – EVRENSEL GAZETESİ / İstanbul

Hakkında admin

Check Also

Sennur Sezer Emek-Direniş Öykü ve Şiir Ödülleri’nin 5’incisi sahiplerini buldu!

Gıda-İş sendikamız ve Manos Kitap tarafından Şair-Yazar Sennur Sezer’in anısına düzenlenen ‘Sennur Sezer Emek-Direniş Öykü …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir